Mehmet Akif Mah.Tavukçuyolu cad.No:166/2 Ümraniye -Istanbul

GENÇLİK VE EBEVEYN İLİŞKİLERİNİN ÜLKE GELECEĞİNDEKİ ROLÜ

GENÇLİK VE EBEVEYN İLİŞKİLERİNİN
ÜLKE GELECEĞİNDEKİ ROLÜ

Türkiye’nin halletmesi gereken birçok sorunu var elbette.Terör sorunu, ekonomik sorunlar,iç göç,mülteci sorunu ve eğitim sorunu bunlardan yalnızca birkaçı.Bunlar çok önemli sorunlardır ancak bana göre Türkiyenin en büyük ve en hayati sorunu Türkiye’nin gençlik sorunudur. Zira yapılan araştırmalar gösteriyor ki gençlerimiz umutsuzluk mutsuzluk ve gelecek kaygısı içerisinde yaşamaktadırlar. Gençlik deyince gelişim psikolojisine göre 15 – 24 yaş aralığında bir kitleden bahsetmiş oluyoruz. Ülkemiz nüfusunun neredeyse Beşte biri, toplumun en dinamik ve en üretken bireyleri. Üstelik geleceğin teminatları ama mutsuzlar ve umutsuzlar. Bunun bir çok nedeni olmakla beraber bizim ele alacağımız birkaç önemli sebebi tespit edip açıklamaya çalışalım.
Mutsuzlar ! Mutsuzlar çünkü incelendiğinde görülüyorki genellikle mutlu ve huzurlu bir anne babanın çocukları değiller.Mutlu ve umutlu bir birey olabilmek, bilgili ve donanımlı anne ve babalara sahip olmakla mümkün olabilir. Çocuk yetiştirmek, onun gelişim dönemleri ve duygusal gelişim ihtiyaçları hakkında bilimsel bilgi ve birikim gerektirir . İnsan hayatında ilk öğrenmeler aile içerisinde başlar, insan karakter ve kimliğinin temellerini çocukluk döneminde aile içerisinde kazanır. Anne ve babanın öğretileri, tavır ve davranışları, mantık kurguları ve duyguları kullanma biçimleri, çocuğun kişiliğinin temellerini inşa etmesine önemli ölçüde yardımcı olur.Bunların hepsi gerçekte temel insani eğitimlerdir aslında. Çocuk anne ve babasının tüm yaşamını, her hareketini gözlemler, takip eder ve vakum gibi emerek hayatına , ruhuna ve kişiliğine dahil eder. Kazandıkları ya da kazanamadıkları dahil her şey ama her şey artık çocuğun bundan sonraki hayatında ona eşlik eder. İnsan hayatında en değerli ve en belrleyici olan şey bu temel öğretilerdir. Eğer anne ve babalar tüm bu donanımlardan ve tüm bu bilgilerden yoksunsa, çocuğun hayatındaki deneyimleri dışında kazanabileceği veya öğrenebileceği çok fazla bir şeyi kalmaz.Yemek, içmek, giyinmek, barınmak, zaten temel ihtiyaçlardır ve her anne ve baba bunları elinden geldiğince zaten karşılar ve bunlar hemen hemen herkesin karşılayabildiği ihtiyaçlardır. Ancak kişilik,etik, ahlâk, sevgi,saygı,merhamet duygusu, vicdan,sorumluluk duygusu,paylaşma duygusu, değer yargıları ve yüksek insani erdemler ancak ebeveynler tarafından yaşanıyorlarsa ve yaşatılıyorlarsa çocuğa sirayet edebilirler. Çocuk bunları tahsille öğrenemez, ancak ebeveynleriyle yaşayarak ve paylaşarak öğrenebilir. Türkiye’nin özellikle son 50 yılında yaşanan hadiseler, baş döndürücü gelişmeler,teknolojik değişimler, sanayileşme, kentleşme ve göçler; ailelerin maddi ve manevi birçok açıdan sıkıntılar çekmelerine sebep olmuştur.Hızlı değişimlere uyum sağlamak, adaptasyon ve mücadele etmek gerçekten çok zor olmuştur. Anne ve babalar bu hayat mücadelesini verip uyum sağlamaya çalışıyorken,diğer taraftan da çocuklarının en temel ihtiyaçlarını karşılamaya uğraştılar.Gelin görün ki bu zorlu mücadelede farkında olarak ya da olmayarak sevgi, saygı merhamet ve güven duygularının paylaşımlarını yeterince karşılayamadılar. Hayatın acımasızlığı, tarihler içinde toplumun yozlaşması, karşılıklı güven sorunları, siyasi ve coğrafi sorunlar, etnik ve dini çatışmalar, toplum içinde yaratılan ayrıştırıcı suni gündemler, insanların birbirleriyle olan iletişimlerini olumsuz yönde etkilemiş, manevi duygularını ve insani duygularını önemli ölçüde zayıflatmıştır. Hal böyleyken bu durum maalesef aile yaşantısına ve ebeveyn öğretilerine de önemli ölçüde yansımıştır. Yetişmekte olan yeni nesil, teknolojik gelişimle birlikte globalleşen dünyanın, tüm olumlu kazanımları ve tüm olumsuz yozlaşmalarına da muhatap olmuştur.Günümüzde ; güven duymayan, güven vermeyen, daha çok kaygıyı kullanan, korkan, bencil ve egoist bir yapıyla hareket eden, tüketen ama üretmeyen yeni nesil bir gençlik oluşmuştur .Bu durum günümüzde devletimizin ve milletimizin en önemli sorunudur kanaatindeyim malesef. Alkol,uyuşturcu bağımlılığı,şiddet,teknoloji bağımlılığı,fuhuş bunlara eşlik eden diğer önemli sorunlar.Yanlızlastırılmış,soyutlanmış veya her daim, her yerde; evde,işte, okulda veya toplumda güdülmeye çalışılan robotlaştırılmış bir gençlik yetiştirmiş bulunuyoruz. Genclerin kendilerince mutlu ve özgür hissedeceklerini zannettikleri bu tercih kaynakları tesadüfi gelişen sinuclar değil ,beklenen doğal sonuçlar olacaktır.Ebeveynlerin gençleri sürekli baskı altında tutma, sürekli yönetme ve kendi isteklerini dayatma eğilimleri, gençlerin hayatına dair her şeylerine karar verme arzuları, gençliğin bu ve benlara benzer davranış sapmalarına veya mutsuzluklarına sebep olacaktır. Çocukluktan itibaren, sürekli sınavlarla birbirleriyle yarıştırılan, rekabetçi bir eğitim sistemi ile birbiriyle boğuşturulan, birbirleriyle kıyaslanan; merhamet duygusundan yoksun, paylaşma duygusundan yoksun,reel ve hayatta karşılığı olan bilgilerinden yoksun yetiştirilen bir gençliğin, mutlu ve başarılı olması beklenemez. Nitekim eğitim sisteminin kendi içindeki problemler de istenilen nitelikte bir gençliğin yetiştmesine engel olmaktadır. Bu durumda üniversiteden mezun olan bir gencin mesleki alanı bilgisine hakim olamaması, güven sorunları yaşaması, başarı gösterememesi ve gelecek kaygısı yaşaması gayet doğaldır. Böyle olduğunda devlet ,millet ,tarih şuurundan uzak, toplumun geleceğinden çok kendi bireysel geleceğini ön planda tutan bir gençlik ortaya çıkacaktır. Önlem alinmazsabu gencliğin hayata bakışı da, plan ve eylemleri de bu sonuçlara göre gelişecektir. Siyasetten uzak, siyasi konulara hakim olmayan,hatta olamayan,gündem hakkında en ufak fikri ve bilgisi olmayan bir gençlik zaten başarısız olacaktır.Genclerimiz sorduğumuzda aslında buyuk hayalleri olduğunu ancak bu hayalleri başarabikeceklerine ise asla inanmadıklarını belirtmektedirler. Bir gerçekdışılık ve güvensizlik durumu açıktır.Toplum ve millet olarak bize düşen, önce vatan , millet, tarih şuurunda, sevgi ,saygı ve güvenle yoğrulmuş, yetiştirilmiş, birbirine güvenen, birbirine sarılan, ortak hedefler de ortak mücadele eden yepyeni bir nesil yetiştirmeyi başarmaktır. Bunun için yepyeni bir eğitim programı, yepyeni bir mücadele planı ortaya koymaktır.İvedilikle önce aileyi yetiştirecek AİLE OKULLARI açılmalıdır. Akabinde anne ve babaları, insan yavrusunu her bakımdan nasıl eğitecekleri ve yetiştirecekleri konusunda donatmak ve eğitmek gerekmektedir.Ailelerin topluma kazandıracakları bireylerin sorumluluğunu tasıyacak kaliteye ulaştırilması gerekir.Aile okulları açarak, tüm bireylerimizin ortak hedefi, ortak huzuru yeniden inşa edilmelidir. Dünyayı yöneten üst aklın tanınması ve tanıtılması , her manipülasyonun farkında olunması, böl parçala yut şeklinde çalışan bu üst akla karşı milli şuur ve milli hedefleri olan yeni bir toplum modelinin inşa edilmesi gerekir.Dünya siyasetinin karşısında tüm toplumu, tüm bireyleri, dogru ve reel bilgiyle eğiterek, bilinçlendirerek, ortak bir akıl ve ortak hedeflerle yeniden yapılandırmak zorundayız. Bunun için,aileden başlayarak, çocuklarımız ve gençlerimizi öncelikle, yukarıda genişçe saydığım insani değerlerle besleyip donatarak, bu filizleri ; toplumsal üretime,toplumsal güvene,toplumsal barışa ve toplumsal mutluluğa dönüştürmeliyiz.Bu doğrultuda; gençliğimizin özellikle çocukluktan itibaren aile ile birlikte eğitilmesi, şuurlandarılması ve ortak hedeflere yönlendirilmesi, ülkenin siyasi ekonomik ve iktisadi alanlarında görevlendirilmesi, teşvik edilmesi ve yetiştirilmesi, ancak ve ancak devletin olmazsa olmaz hedefi olmalıdır. Zira devletin ve milletin geleceği gençlerdir, gençlerimizdir. Gençlerimize yapılacak olan yatırımlar da, bizim geleceğimizdir. Saygılarımla… . Uzm.Klinik Psikolog Mikdat ERTEM

Ziyaretçi Yorumları

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

Hizmetlerimiz Hakkında Daha Fazla Bilgi Almak İçin Bizi Arayabilirsiniz:
Hemen Ara
Navigasyon